İmza Kampanyası

Siz de aşağıdaki metni imzalamak için buraya tıklayabilirsiniz.

Değerli Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimleri,

Size adaletin gerekliliğine yürekten inanan genç akademisyenler ve farklı mesleklerden gelen Türkiyeliler olarak sesleniyoruz. Mahkemenizden, 13 Mart’ta yapılacak duruşmada Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı suç teşkil ettiğinin kabul edilmesini, ve dolayısıyla zamanaşımı kuralının uygulanamayacağının karara bağlanmasını talep ediyoruz. Bizler insanlığa karşı işlenen suçların zamanaşımı kavramı ile değerlendirilemeyeceğini; dahası böyle bir kararın yeni katliamların önünü açacağı gibi, zaten yaralı olan toplumsal barışa ve adalet duygusuna büyük bir darbe vuracağını düşünüyoruz.

2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde gözlerimizin önünde katledilen sadece 35 canımız değil, aynı zamanda insanlıktır. Geçen 19 yıl süresince katliamı örgütleyen, göz yuman ve destek olan sorumlular ortaya çıkarılmadığı gibi şimdi de kalan birkaç şüphelinin zamanaşımı ile salıverilmesi ihtimali ortaya çıkmıştır. 13 Mart’ta yapılacak duruşmada Sivas davasının zamanaşımı dolayısı ile düşmesi ve tamamen kapatılması tehlikesi vardır. Davanın savcısı Hakan Yüksel, son duruşmada eylemlerin “Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüse iştirak” suçu olduğu gerekçesiyle zamanaşımı talep etmiştir. Oysa Sivas katliamında asıl suç, insanların düşünce ve kimliklerinin yok edilmesi maksadıyla katledilmesi, ve dolayısıyla insanlığın katlidir. Bu katliam Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesince düzenlenen ‘insanlığa karşı işlenen’ suçlar başlığı altında değerlendirilmelidir. Aynı kanun bu suçlarda zamanaşımı olamayacağını da hüküm altına almaktadır.

Değerli hakimler,

Madımak Oteli’nde diri diri yakılan Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Hasret Gültekin ve Behçet Aysan’ın da aralarında bulunduğu 35 canımızı ne tarih unuttu; ne de onların yakınları, dostları, sevenleri. Bilmelisiniz ki, tıpkı 1978’de Maraş’ta yahut 1980’de Çorum’da olduğu gibi Alevi ve sol görüşlü vatandaşlarımızı hedef alan bu saldırıda öldürülen insanlarımızın katillerini zamanaşımıyla aklarsanız, tarih sizi de unutmayacak, katliamın failleriyle birlikte anacaktır. Sivas davasında sanıkları savunan yirmi bir avukatın iktidar partisinde görev alması; bunlardan beşinin milletvekili olması; ve avukat Hayati Yazıcı’nın geçtimiz dönem Başbakan Yardımcısı ve bu dönem Gümrük ve Ticaret Bakanı olarak kabinede yer alması iktidarın yargı üzerindeki kontrol ve etkisini tekrar sorgulamamıza yol açmaktadır.

Size, zamanaşımının tarihe ve toplumsal belleğe işlemediğini, ve Sivas katliamı davasının genişletilerek tüm idari ve siyasi sorumluların yargı önünde hesap vermesinin önünün açılması gereğini hatırlatmak bizim boynumuzun borcudur. Hrant Dink davasının akıbetinden sonra, Türkiye’de adalet sisteminin adil olarak işleyebileceğini bizlere hatırlatmak da sizin borcunuz olsun.

Saygılarımızla,

İmzalamak için: http://www.ipetitions.com/petition/sivasiunutma/

MADIMAK’TA YAKINLARINI KAYBEDEN AİLELER “Zamanaşımı Vicdanları Tarumar Eder”

Sivas katliamına ilişkin son davanın 13 Mart’ta zamanaşımı nedeniyle düşme riski bulunuyor. Katliamda yakınlarını yitiren aileler, herkesi bu davanın tanığı olmak için 13 Mart’ta saat 9.30’da Ankara Adliyesi önüne çağırıyor.

Serhat KORKMAZ
Ankara – BİA Haber Merkezi

“Canlı yayında siz bir katliamı izliyorsunuz ve hiçbir müdahale edemiyorsunuz.  Bir gerekçe oluşturmaya çalışıyorsunuz ve yapamıyorsunuz. Çok uzun süre kim yaşadı, kim öldü onun ayırdına varamadım ben… Bunu yaşamak, sesinizi kimseye duyuramamak nasıl bir şey! Hayatımızı belirlemiş, her şeyi sıfırlamış bir katliam bu. Benim için hayat 1993’ten sonra bir dönüm noktası.”
Bu sözler 2 Temmuz 1993’te 35 kişinin katledildiği Sivas katliamında kardeşi Handan Metin’i (20) yitiren Şehriban Metin’e ait. Ankara Pir Sultan Abdal Derneği’nde Sivas Katliamı ve davadaki zamanaşımı sorununu konuşuyoruz.

Sivas katliamına ilişkin son davanın 13 Mart’ta zamanaşımı nedeniyle düşme riski bulunuyor. Ayrıca davada yargılanan altı sanık da firari.

Abla Şehriban Metin bir zamanaşımı olursa insanlığa karşı işlenen suçlarda adalet duygusunun tarumar olacağını söylüyor.

“İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz. Türkiye’nin buna ilişkin uluslararası sözleşmelerde imzaladığı metinler var. Biz de Türkiye’nin imza attığı o metinlerin arkasında durmasını bekliyoruz. Zaten vicdanlarda aklanmamış bir katliam bu. Dersim’i, Maraş’ı düşünün. Bütün iç hukuk yolları tükendiğinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gider bu dava.”

Şehriban Metin, davanın daha ilk günden sıkıntılı başladığını ifade ediyor ve ekliyor “Güvenlik güçleri tarafından ağza alınmayacak küfürlere maruz kaldık. Katliamı onaylayan hukuk karşısında, güvenlik güçleri de cesaret alıp böyle davranıyordu. Hukuk süreci tamamen incitici, yarayı kanatan bir süreçti. Hem itilip kakılıyordunuz hem de adalet yerini bulmuyordu. Düşünün orada 15 bin insan vardı fakat yargılanan insan sayısı 130’du ve bunların birçoğu da daha sonra salıverildi.”

Sivas katliamının ardında bir örgütün olduğunu düşünüyor:” Örgütlü bir yapı olmadan 15 bin insan oraya nasıl toplanabilir ki?”
İnsan olan insan yakar mı?

Sivas katliamında 16 ve 17 yaşındaki yeğenleri Nurcan ve Özlem Şahin’i kaybeden amca Cemal Şahin ise o günleri anlatırken heyecanlanıyor ve gözlerini kapatıyordu.

“O günü anlatmak çok zor. Dünyanın gözü önünde insanlar yakılıyordu. İnsan olan insan yakar mı? Bir çaresizlik var. Elimizden bir şey gelmiyordu. Canlı yayında olayları izlerken, yetkililere ulaşmaya çalışıyorduk. Bize orada bir şey olmayacağını söylüyorlardı. Fakat devlet seyirci kaldı.”

Amca Cemal Şahin, 13 Mart’ta dava zamanaşımına uğrasa dahi, bu katliamın bin yıl geçse de unutulmayacağını belirtiyor ve sanık avukatlarının bazılaranın daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’nden (AKP) milletvekili olduğuna dikkat çekiyor.

Şahin’de tıpkı Şehriban Metin gibi bu katliamın ardında bir örgütün olduğunu düşünüyor ve herkesi bu davanın tanığı olmak için 13 Mart’ta saat 9.30’da Ankara Adliyesi önüne çağırıyor. (SK/HK)

Kaynak: http://bianet.org/bianet/insan-haklari/136733-zamanasimi-vicdanlari-tarumar-eder

Zeynep Altıok: ‘Sivas’ın külleri hiçbir zaman soğumuyor’

“Ben de bu ülkenin bir vatandaşıyım. Ne yapmış olabilirim bu ülkeye ki beni bu kadar cezalandırıyor ve tekrar tekrar acımadan cezalandırıyor?” Sivas Katliamı’nda babası Metin Altıok’u kaybeden Zeynep Altıok Akatlı ile zamanaşımına uğraması gündeme gelen dava sürecini konuştuk.

Zeynep Altıok Akatlı, insanlığını kaybetmeyen herkesin canını yakan Sivas Katliamında babası Metin Altıok’u kaybetti. Akatlı ile, hem kaybettiği babası Metin Altıok’u, hem de yaklaşık 20 yıldır süren skandallarla dolu dava sürecinin zamanaşımına uğrama ihtimalini konuştuk.

soL: Türkiye’nin yakın tarihinin en büyük vahşetlerinden biri olan Sivas Katliamı davasının zaman aşımına bugün itibariyle sadece 5 gün kaldı. Öncelikle baştan sona türlü hukuk skandallarını beraberinde getiren davanın geldiği bu aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zeynep Altıok Akatlı: Dediğiniz gibi Sivas Katliamı yakın tarihin en büyük, en vahşi katliamlarından birisi olarak tarihin kara sayfalardan birinde yerini aldı. Yine daha yakın bir tarihte yaşanan Uludere Katliamında da en az bu katliam kadar büyük bir vahşete tanık olduk. Bu katliamı yaşayanlar bizim yaşadıklarımızın benzerini çok yakın bir şekilde yaşamış oldular.

Uludere’yi hatırlatmamın amacı kısaca şunu söylemek içindi: Gün gelecek, Uludere’de yaşanan vahşet de zaman aşımına uğrayacak.
Bunlar olmasın diye, aynı acılar tekrarlanmasın diye mücadele ediyoruz. İnsanlık suçu olarak tarif bulan hiçbir katliam zamanaşımından faydalanmamalıdır. Bunun için elimizden geleni yapacağız.

“SÜREÇ İÇİNDE BU İDEOLOJİ BESLENEREK BUGÜNLERE GELDİ”

Sivas’ta televizyonların canlı olarak verdiği görüntüler hala bu ülkede yaşayan herkesin hafızasında tazeliğini koruyor. Devletin, polisin, hükümetin seyirciliği eşliğinde gerçekleşen bu vahşete imza atanlar, AKP’de milletvekilliği ve bakanlık yapmış kişiler tarafından mahkemelerde savunuldu, avukatlıkları üstlenildi. Son olarak da “İnsanlık suçlarında zamanaşımı olmasın” önerisi AKP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Bu bağlamda, AKP iktidarının Sivas’ta yaşanan vahşetle ilgisini nasıl değerlendirmek gerekir?

AKP’de 8 milletvekili, geçtiğimiz AKP hükümeti döneminde bakanlık yapan Hayati Yazıcı, dönemin Refah Partisi Milletvekili Şevket Kazan katillerin savunmalarını üstlenmiş ve avukatlık yapmıştı.

Süreç boyunca bu ideoloji beslenerek bugünlere geldi. Bu milletvekillerinin avukatlığına şaşırdık mı derseniz: Hayır şaşırmadık. Toplumsal Bellek Platformu olarak 2 yıl önce Sabahattin Ali’den, Hrant Dink’e kadar her nasılsa hepsi faili meçhul olarak kalmış cinayetlerin aydınlatılması için mecliste kimi görüşmeler yaptık.

Son zamanlarda çok da moda olduğu üzere kendi toplantılarında dilenen özürlere karşı somut adımlar beklediğimizi bildirmiştik. İstediğimiz çok netti. İnsanlık suçlarında zamanaşımının uygulanmamasını istemiştik. Herkesin büyük tepkiler gösterdiği yasaları yarım saat içinde yasalaştıran hükümet, 2 yıl boyunca 17 kez meclise sunulan önergeyi reddetti. En son olarak sizin de bahsettiğiniz, Sezgin Tanrıkulu’nun önerisi, gündeme dahi alınmadan reddedildi.

Zamanaşımı kararı Sivas davasının en küçük noktalarından biri olarak kalıyor geride kalan süreçte. Bu davanın gerçek suçlularından kaç tanesi bu güne kadar mahkemeye çıkarıldı ki…

“MESELE DEVLETİN BECERİKSİZLİĞİ DEĞİL”

Katliamın örgütleyicilerinden, İhsan Çakmak’ın, sözde kırmızı bültenle aranırken askerlik yaptığı, evlendiği, ehliyet aldığı sizin katıldığınız bir programın ardından gündeme geldi. Katliamın bir diğer ismi Cafer Erçakmak ise, katliamın yaşadığı yerde Sivas’ta yaşamış ve orada ölerek toprağa verilmişti. Yani aranan isimler bu ülkede herkesin içinde elini kolunu sallayarak yaşadı ve bu ülkeyi yönetenler bunu seyretti. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Açıkçası devletin beceriksiz olduğunu düşünmüyorum. Hiçbir devlet bu kadar beceriksiz değildir. Bugün Adalet Bakanı bir açıklama yaptı ve “sanki bütün mahkûmlar zamanaşımından yararlanacak gibi bir hava var. Oysa sadece 5 kişi hakkında zamanaşımı kararı verilebilecek” dedi.

Bu cümleleri kuran maalesef ki bir Adalet Bakanı. Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı herhalde bu kadar, cahilce bir laf etmemiştir, bu denli insanlık dışı sözler söylememiştir diye umuyorsunuz ama boş bir hayal olarak kalıyor bu düşündükleriniz.

Bu insanlar akşamları yatıyor ve kendi kendileriyle baş başa kalıyorlar. Hiç mi utanmazlar, hiç mi merhamet yoktur bu insanlarda inanın çok merak ediyorum.

Katillerin sonuna kadar yargılanması gerektiğini bir Adalet Bakanı bilmiyorsa ne yapacağız biz. Alıp başımızı gidelim mi ülkeden. Hayır, bunu yapmayacağız. Burası bizim ülkemiz.

“SİZ DİNDAR, KİNDAR NESİL YETİŞTİRİRSENİZ TABİİ ÇOCUKLAR KATİL OLURLAR”

Adalet Bakanı’nın söyledikleri gerçekten tarihte yerini alacaktır diye düşünüyoruz. Ben size bir başka Bakanın söyledikleri üzerine bir soru sormak istiyorum. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Adıyaman’da Alevi vatandaşların evlerinin işaretlenmesi üzerine “bunu yapanlar çocuklar” dedi. Böylesine tehlikeli bir şeyi bu denli önemsizleştirici bir karşılık veren Bakanın sözleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tabii çocuktur. Siz dindar ve kindar bir nesil yetiştirir ve kendi dininden olmayan herkese nefretle doldurursanız onlar da katil olurlar.
Adıyaman’daki olayı da büyük ihtimalle bir çocuk yapmıştır. O çocuklar Ogün Samastlardır, o çocuklar “hepiniz Ermeni piçisiniz” diyenlerdir, o çocuklar kapı işaretleyenlerdir, o çocuklar dindar ve kindar gençliktir.

Bizim ülkemizde taş atan çocuklara tecavüz ediliyor. Aynı yönetim sistemi bir de kindar gençlik yetiştiriyor. Bu çok ama çok karanlık bir tablo…
20 yıl önce bir başka ülkede gerçekleşen katliamın mitinginde ağzından köpükler saçarak “Ermeni piçleri” diyen bir kitle önünde ırkçı bir konuşma yapan İçişleri Bakanı, bizzat kendi ülkesinde 20 yıl önce gerçekleşmiş katliamın zamanaşımından kapatılmasına karşı tek kelime etmiyor. Ortada olan tablo budur. Burada elbette Hocalı’da yaşananları önemsizleştirmek istemediğimi söylemek isterim ama böyle bir mitingde kendi ülkenin Ermenilerine piç denmesine sessiz kalınmasını sonuna kadar eleştirmek gerektiğini düşünüyorum.

İnsan kalabilen herkesin canını acıtan bir vahşet yaşandı Sivas’ta. Binlerce gerici, 33 aydını ve iki otel çalışanını, herkesin gözü önünde yaktı. Katliamda bu ülkenin önemli aydınlarından babanız Metin Altıok’u da hayatını kaybetti. Sormak istediğim soru şu, yaklaşık 20 yıldır, Sivas katliamı davası denildiğinde hep olumsuzluklar gündeme geldi. Babasını bu katliamda kaybetmiş bir çocuk bu yılları nasıl geçirdi, neler yaşadı?

Burada geriye dönüp şu soruyu sormak istiyorum: “Bende bu ülkenin bir vatandaşıyım. Ne yapmış olabilirim ki bu ülkeye ki beni bu kadar cezalandırıyor ve tekrar tekrar cezalandırıyor?”

Biz dedektif değiliz, kendi başımıza bir cinayeti nasıl aydınlatalım? Burada devlet açıkça katilleri bulmuyor. Bu durumda oturup katillerin bulunmasını bekleyemiyorsunuz.

Sizi sevmeyen bir ülke var ortada ama siz onu seviyorsunuz ve onun için bir şeyler yapmak istiyorsunuz ama tekrar tekrar tökezletilip düşürülüyorsunuz. Aynı üzüntüleri tekrar tekrar yaşıyorsunuz.

O küller hiçbir zaman soğumuyor ve soğumayacaktır. Bu kadar kronik adaletsizlik insana iyi gelmiyor…

“BİZ MÜCADELE EDİYORUZ, EDECEĞİZ, ALNIMIZ AK OLACAK”

13 Mart’ta belki de Sivas Katliamının failleri hakkında açılan dava düşürülerek hukuki süreç sonlandırılacak. Bu noktada karar alıcılara ne söylemek istersiniz?

Vicdanı yüreği olan insanlar dur demek için elinden geleni yaptı. Sanatçılar Girişimi yanımızda olduğunu duyurdu, Yazarlar Birliği destek çağrısı yaptı, birçok kurum aydın destek çağrısı yaptı. Biz elimizden geleni yaptık. 13 Mart’tan sonra da mücadele edeceğiz ve alnımız ak olacak. Yasa tasarısı önerisini reddeden, zamanaşımı kararı alanların alnı kara olacaktır.

Son olarak babanız Metin Altıok’un birçok şiirini sevdiğinizi biliyoruz ama ben en çok hangi şiirini okumayı sevdiğinizi sormak istiyorum?

Ormanların gümbürtüsünden…

Ali Ufuk Arıkan (soL)

Metin Altıok’un “Ormanların Gümbürtüsünden” şiiri:

Bir yüzük yaptım sana güvercin teleğinden,
Bir yüzük bükerek hoşçakal sözcüğünden.

Bir yüzük yaptım belli belirsiz,
Eski bir gramafon sesinden.

Bir yüzük serçe parmağın için,
Bulutsuz bir gecede kayan yıldız izinden.

Bir yüzük yaptım terli bir yüzük,
Avucumdan geçen ince hayat çizgisinden.

Yanmasını bilen bakır bir yüzük,
Evime akım taşıyan elektrik telinden.

Bir yüzük yaptım, bir yüzük ki;
Yıllardır dinmeyen ormanların gümbürtüsünden.

Kaynak: http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/zeynep-altiok-sivasin-kulleri-hicbir-zaman-sogumuyor-haberi-52422

Sivas davası zamanaşımında yanacak

2 Temmuz 1993’te 37 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Sivas olaylarına ilişkin son davanın 13 Mart’ta ‘zamanaşımı’ nedeniyle düşmesi bekleniyor.

Mesut Hasan Benli

ANKARA- Sivas’ta 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara ilişkin firari 7 sanığın yargılandığı davanın 13 Mart’ta zamanaşımından düşmesi bekleniyor. Savcılık, 6 sanığa ilişkin zamanaşımı süresinin 2008’de dolduğunu belirterek davanın düşürülmesini talep etmişti. Yargı çevreleri de yasal bir düzenleme yapılmaması halinde, davanın düşmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.
2 Temmuz 1993’teki olaylara karışanlar hakkında 3 ayrı iddianame hazırlandı. Yargılama sonucunda 59 kişi ceza aldı, ancak hiçbiri ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla cezalandırılmadı. Büyük bölümü ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet’ ve ‘yangın çıkarmak suretiyle 35 kişinin ölümüne sebebiyet vermek’ gibi suçlarla cezalandırıldı.
Dava sürerken, yakalanmayan sanıklar Cafer Erçakmak, Şevket Erdoğan, Köksal Kocak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Nemci Karaömerlioğlu’nun dosyaları ayrıldı. Erçakmak dışındaki 6 sanık daha sonra yakalandı ve yargılamaları sürdü. Burada ilginç olan, yakalanmayan 7 sanık hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren yargılamadan müşteki tarafın haberdar olmamasıydı. Avukatlar ve yakınlarını kaybeden aileler, 7 sanık hakkında bir davanın sürdüğünü 5 Kasım 2008’de gazetelerde çıkan haberlerden öğrendi.
Herkesi şaşırtan bu ‘ayrı’ Sivas davasının 21 Haziran 2011’deki 25. duruşmasında, Savcı Hakan Yüksel esasa ilişkin mütalaasını açıkladı. Savcı, Sivas olaylarının amacının anayasal düzeni yıkmak olduğunu kaydettiği mütalaasında, yakalanamayan sanıklardan Cafer Erçakmak’ın olaylarda bizzat yer aldığını ve bu nedenle eski TCK’nın 146/1 maddesinde yer alan “Anayasayı cebren değiştirmeye teşebbüs suçunu”, diğer 6 sanığın ise “Anayasal düzeni zorla bozmaya kalkışmaya iştirak suçu”nu işlediklerini ifade etti. Savcı, Erçakmak hakkındaki dosyanın ayrılarak yargılamanın devam etmesini isterken diğer 6 sanığın ise ‘zamanaşımı kapsamına girdiği’ni belirtti: “Zamanaşımı süresinin 15 yıl olduğu, suç tarihinin 2 Temmuz 1993 olduğu dikkate alındığında 2 Temmuz 2008’de zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla sanıklar hakkındaki açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesi talep olunur.”

Kırmızı bültenle arandı, Sivas’taki evinde öldü
Yargılama sürerken, devletin sanıklara gösterdiği korumacı tavır hep dikkat çekti. Buna ilişkin en dikkat çeken olay, davanın bir numaralı sanığı Cafer Erçakmak’ın, ‘kırmızı bülten’le aranmasına rağmen son soluğunu, 2011’de Sivas’taki kendi evinde vermesiydi. Erçakmak hakkındaki kırmızı bültenin de ‘Terörle Mücadele Kanununa muhalefet’ten çıkarıldığı ortaya çıktı. Yani yakalansa da Türkiye’ye iade edilmeyecekti.

Katliamı yapanlar maşaları koruyor
Müşteki avukat Kazım Genç: “Sanıklar ceza alsa 7.5 yıl alacaktı. Şimdi bunu da almayacaklar. Sivas katliamını kurgulayanlar maşalarını koruyor. Organize edenlerden hiç bahsedilmedi, olayın arkası aydınlanmadı.”

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1080852&CategoryID=77

Katliamcı zihniyet AKP’yle yaşıyor

CHP’nin Sivas sanıklarının zaman aşımına uğramaması için verdiği yasa önerisinin gündeme alınması AKP oylarıyla reddedildi.

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun imzasıyla hazırlanan ve Sivas davası sanıklarının zaman aşımından yararlanmamasını düzenleyen yasa önerisi komisyonlarda ve genel kurulda yaklaşık 2.5 aydır görüştürülemeyince, CHP, genel kurulda “doğrudan gündeme alınması”nı önerdi.
Yasa önerisinin doğrudan gündeme alınması önerisiyle ilgili söz alan Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, birçok Avrupa ülkesinde işkence kötü muamele ve Sivas katliamı gibi suçların “insanlık suçu” olarak görüldüğü için zaman aşımına girmediğine işaret etti. Türkiye’de de bunun örneğinin 12 Eylül darbesi sonrasında işkence ve kötü muamele mağduruyla ilgili bir davada yaşandığını ifade eden Tarhan, mahkemenin “işkence ve kötü muamele suçlarının” zaman aşımına uğramayacağına hükmettiğini ifade etti.
CHP’nin önerisi AKP’li Milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
Katliamın en önemli azmettiricilerinden Cafer Erçakmak’ın da bulunduğu 7 sanık için süren davanın karar duruşması 13 Martta yapılacak. Cafer Erçakmak’ın aranmasına rağmen yıllar sonra evinde öldüğü için hakkındaki davanın düşürülmesi, diğer sanıklar için de “zaman aşımı” kararı verilmesi bekleniyor. (ANKARA)

Kaynak: http://www.evrensel.net/news.php?id=24520&fb_source=message

Hasret’in “zamanaşımı“ olur mu?

ELÇİN YILDIRAL/BİRGÜN

“Toplatılır yazılarım,
yakılır dizelerim,
kurutulur gözlerim,
geride genç ölüm kalır…”
Hasret Gültekin

Roni büyüdü, Hasret de, Yeter’in içindeki hasret de…
Hayat akıp gitti, zaman durdu
Kalp acıdı, kalp haykırdı, kalp isyan etti…
Kadın, vazgeçmedi…
Tamahkar dünyaya karşı, eşit ve özgür bir dünya büyüttü
Yeter, yoldaşına tutkun kadın,
eşine olan özlemini anlatıyor: “Bugün hayatımızda açılan her kapıdan çıkıp gelecek kadar var Hasret ve hep var olmaya devam edecek“
şimdi muktedirler, “unutun  zaman adaleti aştı“ diyor
Peki, ’Hasret’in  “zamanaşımı“ olur mu?…

Yeter Gültekin.  Madımak’ta katledilen sanatçı Hasret Gültekin’in eşi…Hasret’ini anlattı.

Katliamın üzerinden 18 yıl geçti.  Davanın seyri ortada. 6 Aralık’taki davada 6 firari sanık için zamanaşımı söz konusu. Siz gelinen bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Daha ilk gün öldürülenler Sivas`a gitmekle suçlandı, adalet arayan bizler de en az yitirdiğimiz sevdiklerimiz kadar suçlu görüldük. Caddeleri dolduran,kültür merkezinden başlayarak kendilerine benzemeyen herkese saldıran, heykeli deviren, yerlerde sürükleyen ve insanları diri diri ateşe verenler ise mağdur olarak gösterildi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in “halkımıza birşey olmamıştır” açıklaması bizim halk olmadığımızı ilk günden belirtmişti. Bu söylemlerle Madımak Katliamı, sıradan adam öldürme gibi bile görülmedi, sanıklar kollandı, pişmanlıklarını ifade etmeseler de hafifletici gerekçeler onlar için bulundu ve ödül gibi cezalar verildi. Sivas sanıkları hiç bir duruşmada pişmanlıktan söz etmediler. Aksine mahkeme salonlarında bile saldırgandılar, avukatlarımızın üzerine çakmak fırlatarak manidar mesajlar vermeye devam ettiler. Çok bilinçli organize edilmiş bu tetikçiler arkalarındaki güçlere güvenden alıyorlardı cesaretlerini.

18 yıldır iktidara gelen hiç bir parti Madımak Katliamı ile ilgili gerçekleri ortaya çıkarmayı ve asıl suçluları yargılamayı hedeflenmedi. Bu nedenle gelinen noktada zaten yakalanması istenmeyenler, yıllardır kollananlar,  dahası masum ve mağdur gösterilmeye çalışılanlar zamanaşımı ile aklanacaklar.  2 Temmuz 1993’te çocuk , yaşlı savunmasız yurttaşlarının saatlerce kuşatılmasını ve diri diri yakılmasını seyredebilen devlet bugün de bizim taleplerimizi dinlemeyecek ve gereğini yerine getirmek istemeyecektir!

Devlet güvenlik güçlerini, öldürülen eşlerimizi, çocuklarımızı, kardeşlerimizi anmaya gittiğimizde bize karşı kullanıyor, yasaları da bizim anma yürüyüşlerimizde hatırlıyor. Katliamdan sonra itfaiye merdiveninden kurtulanlara saldıran Cafer Erçakmak`ı görmezden geliyor, kırmızı bültenle aranan bir sanığa emniyet ehliyet veriyor, belediye nikahını kıyıyor ve yine hakkında kesinleşmiş kararlar olanlar pasaport alabiliyor, askerlik yapabiliyor…Bütün bunlar Türkiye’nin de imzasıyla kabul ettiği evrensel insan haklarına, uluslararası hukuka ve bugünün toplumlarının vicdanı ve adalet anlayışına karşı uygulamalardır! 1993’ten beri hangi parti iktidarda olursa olsun devletten ve yargıdan talebimiz Madımak Katliamı’nın insanlığa karsı işlenmiş bir suç olarak değerlendirilip, zamanaşımından dava dosyasının kapatılmamasıdır. Bugün de bu talebin muhattabı iktidarda olduğu için AKP’dir.

Aksi takdirde 18 yıldır toplumun yüreğinde söndürülemeyen savunmasız insanları diri diri yakan Madımak yangını daha da harlanarak yanmaya devam edecektir.

Bulunmayan  ya da bulunmak istenmeyen sanıklar, katliamın arkasındaki derin yapının  çıkarılmaması,  bu durumu  nasıl değerlendiriyorsunuz?

18 yıldır iktidara gelen partiler düşünce suçlularına karşı  en keskin önlemleri aldı, tutukladı, yargıladı veya yargılamadan yıllarca cezaevinde tuttu insanları. Ama bizim katlimizin sorumluları milletvekilliği dokunulmazlığı ile ödüllendirildi, tutuklu Sivas sanıkları cezaevinde ayrıcalıklı muamele gördüler. Hükümlülerden birinin eşi hamile kalabildi ve doğan çocuğunun adını Hizbullah koymak istedi. Arananlardan biri Istanbul Büyüksehir Belediyesi’nde gişe memuru olarak çalışabildi, bir diğeri Sivas Altınyayla’da nikah kıyabildi. İlk tanınan zanlılardan Cafer Erçakmak 18 yıldır dünyanın heryerinde Interpol tarafindan kırmızı bültenle aranıp bulunamazken, Sivas’ta evindeymiş! Bu durum katliam heveslilerini cesaretlendirir. Toplum hukuka ve adalete inancını yitirirse cinayetlerin, katliamların sonu gelmez.

SİNDİRİLDİLER, UNUTTULAR
Devletin tutumu malum şaşırtıcı değil! Ancak bir röportajınızda, toplumun yanı sıra sivil toplum örgütleri de davaya tam olarak sahip çıkmadığını ve bu ilgisizlikten dolayı Madımak yangının daha da  büyüdüğünü belirtiyorsunuz. Bu ilgisizliğin nedenini siz neye bağlıyorsunuz?

Bölünerek, ayrıştırılarak yönetilmiş, sindirilmiş insanların her anlamda yoksullaştırıldığı ve hem iktidar hem de muhalefet tarafından uydurulan gündeme bakmaktan gözünün önünü görememesi diyebiliriz.  Belleği ve vicdanı kuşatılmış, korkutularak sindirilmiş insanlar katledilerek yok edilen değerlerini ve yaşanan vahşetleri unutabiliyor. Bilinçli bir şekilde bilgisizleştirilen insanlar bireysel anlamda bile yüzleşebilmeyi beceremezken,  toplumsal geçmişle de yüzleşmenin altından kalkamıyor. Yüzleşemeyen insanların tabuları da tahammül sınırlarını daraltıyor ve sorunlarına başka akılcı çözüm üretemediklerinden öldürerek ve yok ederek hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. İnsan olmak farkındalık ve vicdan sahibi olmaksa hiç olmazsa aydınlar ve sivil toplum kurumları Madımak Katliamı’na seyirci kalınmasaydı, Sivas duruşmaları sürecinde hep birlikte adalet ve hukuk mücadelesi verilseydi, 2 Temmuz sonrasında işlenen cinayetler ve katliamların engellenebileceğini neden fark etmiyorlar?

18 yıldır anlatmamıza rağmen örneğin İnsan Hakları Derneği neden tek bir Sivas duruşmasına katılmadı, 2 Temmuz anma etkinlikleri neden aileler ve alevi kurumlarının görevi, diğer kurumların ve insanların vitrini? Toplum tek tek faili meçhullerle başlayan bu kıyımları o kadar kanıksadı ki katiller artık yüzünü bile gizlemek ihtiyacı duymadan asker, polis umursamadan kameralar önünde, kendi çocuklarının da gözleri önünde katliam gerçekleştirebilir hale geldi. İnsanlar da bu cinayetleri ya susarak izliyor ya da “Sivas’a gitmeselerdi, Pir Sultanı anmasalardı“ gibi yanılsamalarla akıldan ve vicdandan uzaklaşıyor. Naklen izletilmesine rağmen Madımak Katliamı nasıl yalanlanıyor, yanıltılıyor, çarpıtılıyor ve  tarih de bu şekilde yazılabiliyor? Bunu yapanlar kimleri masumlaştırıyor, hatta kahramanlaştırıyor ve hangi zihniyete hizmet ediyor acaba? Bu nasıl görülmez?

Nitekim bu doğru algılanamadığı için TRT de yayınlanan bir programda “Maraş Katliamı’nı da zaten solculardan filan isimler gerçekleştirmişti“ denilerek,  katliamın faili olarak hüküm  giyenler ve ceza alanlar aklanmaya çalışıldı.

Zamanaşımı kararı verilirse, bir sonraki aşamada ne yapmayı planlıyorsunuz?

Adalet aramaya devam edeceğiz, bunu çocuklarımıza ve geleceğimize borçluyuz. Türkiye’deki hukuk yolları tükendiğinde uluslararası hukuk mercilerine taşıyacağız.

ÖZÜR İLE YANGIN SÖNMEZ
Dersim Katliamı son zamanlarda yeniden gündemde. Başbakan’ın özrünü nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye`de siyasilerin ve sözde gündem yaratanların büyük çoğunluğu samimi değil. Türkiye`de Cumhuriyet kurulduğundan bugüne iktidar olmak tek hedef, iktidar olabilmek için de en gereksiz şey halk! Saltanat sırasını bekleyenlerin kendilerinden ibaret yapay dünyalarında halka ve halkın sorunlarına yer yok. Halkı uyutmak için yazılmış masal gibi hiç hatası olmayan bir övgü tarihi var. Yıllardır tüm siyasilerin seçim öncesi diline doladığı ama kimsenin gerçekten kaldırılmasını istemediği milletvekili dokunulmazlığı siyasilerin samimiyetsizliğinin belgesidir.  Dersim Katliamı ile ilgili özür dileyen AKP,  Sivas Katliamı sanıklarına avukatlık edenleri bakan yapmış, yıllardır iktidar olmasına rağmen hakkında kesinleşmiş karar bulunan Vahit Kaynar gibi kırmızı bültenle aranan Sivas sanıklarının Almanya’dan ve Polonya’dan iadesi için görevini yapmamıştır. AKP iktidarı, TRT’de Sivas Katliamı’nı faili mechul ilan etmiş, kamulaştırılan Madımak Oteli’nde katilin adını ilk sıraya yazmıştır. İktidarda ve tüm yetkiler elinde iken katliamla ilgili görevini yapmayan siyasiler, 73 yıl önceki Dersim ile ilgili samimi olabilirler mi?

CHP’nin tavrı…

CHP kurduğunu iddia ettiği Cumhuriyeti halka anlatamamış, parti adında “halk” olan ama halktan uzaklaşmış bir partidir. Dolayısıyla halkını ikna gücünü yitirmiş kendisi birşeylere ikna edilir olmuş bir partidir. Hiç kimsenin de  CHP’deki bu zihniyeti değiştirebileceğini sanmıyorum ve ne yazık ki tek başına Kemal Kılıçdaroğlu ile de bu değişim mümkün değil. Aslında CHP’nin göremediği gerçek  zamana ve hayata karşı durarak savunmaya çalıştığı şeye en büyük zararı kendi elleriyle vermesi.

 Devletin Madımak’ta ailelerini kaybedenlerin yakınlarından da özür dilemesi gerekmez mi?
Tabii ki Madımak Katliamı ve diğer katliamlarla ilgili özür dilenmeli. Öncelikle de Madımak Katliamı sorumlularından Temel Karamollaoğlu, Sivas sanıklarına avukatlık eden eski Adalet Bakanı Şevket Kazan, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı,  Süleyman Demirel ve Tansu Çiller gibi dönemin bizzat katliam sorumluları özür dilemeli…Ama toplumun vicdanında yargılanmamış, tarihe doğru yazılmamış bir katliamla ilgili özür dilenmesi de hiç birşey ifade etmez. Bizim yüreğimizdeki yangının sönmesi mümkün değil, çünkü biz eksildik ve bu eksikliğin ortadan kaldırılması mümkün değil…Ancak adalet duygusu insanlığa güvenimizi, hukuka ve geleceğe inancımızı artırabilir, ülkemiz ve çocuklarımızla ilgili kaygılarımızı azaltabilir.

Madımak’ın müze olup olmayacağı hala netleşmiş değil. Kamuoyu Madımak Otelinin müze olmasını istiyor. Hükümet ise bu talebe mesafeli.

Madımak kamulaştırıldı.  Bir saldırganın adının başköşede yazıldığı, çocuk kütüphanesi ve Einstein’in resminin bulunduğu Bilim ve Kültür Merkezi yapıldı. Hayati Yazıcı’nın  devlet bakanı olduğu bu iktidarın başka birşey yapması da beklenemezdi zaten. Türkiye’de yaşananlar,  kamuoyu yani halk istediği için değil halka karşı ya da halka rağmen yapılıyor.

BELGESEL OLANAKSIZLIĞA TAKILDI
Hasret Gültekin ile ilgili bir belgesel çalışması yapmayı planlıyordunuz. Hatta bu konuda Can Dündar ile görüşmüştünüz. Hangi aşamaya gelindi?

Evet, Can Dündar ve ekibi ile 2008’ de Hasret Gültekin ve Madımak Katliamı belgeselleri için çekimler yapmaya başladık ama malesef uzaklık ve olanaksızlıklar nedeniyle tamamlayamadık. Ailelerden ve tanıklardan birkaç kişiyi de ne yazık ki kaybettik. Umarım bu calışmaları tamamlayabilecek olanakları sağlayabiliriz.

AÇILAN HER KAPIDAN ÇIKIP GELECEK GİBİ
18 yıl oldu, Hasret Gültekin’in yokluğunun üzerinden geçen…Bu geçen yıllar siz de nasıl izler bıraktı?

Bizim gibi yoldaş olan insanların yoldaşını yitirmesidir katlanması zor eksiklik duygusu, nerede olursanız olun ne yaparsanız yapın eksik olmak… Gözümün biri, elimin biri eksik, yüreğim yerinde değil gibi…

İstanbul’daysam Köln’de, Ankara’daysam İzmir’de olmam gerek, sanki Hasret orada bekliyor gibi, evimdeyken evimde değil gibi, olmam gereken yer o anda bulunduğum yer değil gibi…
Hasreti oğluna anlatamamak, yeterince ifade edememek duygusu da bir başka çıkmaz…
Bugün hayatımızda açılan her kapıdan çıkıp gelebilecek kadar var Hasret ve hep var olmaya devam edecek… Hayalden çok  ideallerimiz var bizim onların gerçekleşmesi için de her gün uğraşıyoruz. Savaşsız, adaletli,  herkesin kendi kimliğiyle var olabildiği eşit ve özgür bir yaşam istiyoruz.

Oğlunuz neler düşünüyor, hayalleri, babasıyla ilgili hisleri neler?
Oğlum başarılı bir öğrenci. Amatör olarak müzik ve spor yapıyor. 1,5 yılı kaldı üniversiteye başlamasına. Hukuk okumak istiyor. Sanırım bu da yaşanan travma sonucu adalet arayışının yansıması…Babasıyla gurur duyuyor, en hazettiği sohbetler,  farklı kişilerden babasıyla ilgili anılar dinlemek.  18 yıl Roni için de kolay geçmedi ama yaşanan tüm acılara rağmen  huzurlu ve mutlu bir delikanlı oğlum. Çünkü biz çocuklarımızı kin ve nefretle büyütmüyoruz. Bizim yaşadığımız acıları da hiç kimseye reva görmüyoruz.

HASRET GÜLTEKİN KİMDİR?
1 Mayıs 1971’de Sivas’ın İmranlı kazasına bağlı Han köyünde doğdu. Altı yaşında saz çalmaya başladı. 11 yaşında sahneye çıktı. 1987’de ilk çalışması “Gün Olaydı“ 1989’da ise ikinci albümü “Gece ile Gündüz arasında“ yayınlandı. Müzik yönetmenliğini üstlendiği resmi olarak ilk defa Kürtçe müzik yasağını delen Newroz adlı kaset 1990’da, önce enstrümantal olarak, sonra da Nilüfer Akbal ve Rıza Akkoç’un katılımıyla gerçekleştirildi. Üçüncü albümü Rüzgarın Kanatlarında 1991’de yayımlandı. Aynı yıl Yeter Fırtına ile evlendi. 2 Temmuz 1993’de Madımak Oteli’nde 22 yaşında 35 insanla birlikte katledildi. 13 Eylül 1993’te oğlu Roni Hasret Gültekin dünyaya geldi.

Kaynak: http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1323165600&day=06&month=12&year=2011

Sivas davasında zamanaşımı talep edildi

Sivas’ta, Madımak Oteli’nin yakılması ve 37 kişinin ölümüyle ilgili ana davadan dosyaları ayrılan 7 firari sanığın yargılandığı davada 6 sanık hakkındaki davanın zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesi talep edildi.

ANKARA – Sivas’ta, Madımak Oteli’nin yakılması ve 37 kişinin öldürülmesine ilişkin açılan ana davadan dosyaları ayrılan 7 firari sanığın yargılandığı davada, hakkında yokluğunda tutuklama kararı bulunan ancak bugüne kadar yakalanamayan sanık Cafer Erçakmak ile ilgili dosyanın ayrılarak başka bir esasta görülmesi, diğer 6 sanık hakkındaki davanın ise zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesi talep edildi.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugünkü duruşmasında, esas hakkındaki görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, sanık Erçakmak’ın eyleminin 765 sayılı TCK’nın 146/1. maddesinde yer verilen ”anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs” suçunu oluşturduğunu belirtti.

Bu suça ilişkin zaman aşımı süresinin dolmadığını ve bugüne kadar hakkında verilen yokluğunda tutuklama kararının infaz edilmediğini anımsatan Yüksel, diğer sanıklar yönünden yargılamanın daha fazla sürüncemede kalmaması için öncelikle sanık Cafer Erçakmak hakkında verilen yokluğunda tutuklama kararının devamına, ayrıca hakkındaki evrakın ayrılarak başka bir esasa kaydedilmesine karar verilmesini talep etti. Sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu’nun üzerlerine atılı eylemlerinin ise 765 sayılı TCK’nın 146/3. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesinde düzenlenen ”Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüse iştirak” suçu olduğunu kaydeden Yüksel, bu suça ilişkin olağanüstü zamanaşımı süresinin 765 sayılı TCK’nın 102/3. ve 104/2. maddeleri gereğince 15 yıl olduğunu ifade etti.

Suç tarihinin 2 Temmuz 1993 olduğu dikkate alındığında 2 Temmuz 2008 tarihinde zaman aşımı süresinin dolduğunu hatırlatan Yüksel, sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesini istedi.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25225235/

Sivas mağdurları 9 mahkûmu Almanya’dan istediSivas mağdurları 9 mahkûmu Almanya’dan istedi

ANKARA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri, Almanya’da yaşayan Sivas davasının dokuz sanığının Türkiye’ye iade edilebilmesi için Alman Büyükelçiliği’nde hukuki yardım talebinde bulundu.
Sivas davası kapsamında cezaları kesinleşen dokuz sanık Almanya’da yaşıyor. Türkiye’nin iade taleplerine rağmen Alman makamları olumsuz yanıt veriyor. Bu kapsamda Pir Sultan Derneği yöneticileri ve Sivas olaylarının mağdurlarından oluşan bir heyet Almanya Büyükelçiliği yetkilileriyle önceki gün görüştü. Heyetten Avukat Şanal Sarıhan, şu bilgileri verdi: “Bu kişilerin insanlığa karşı suç işlediklerini ve neden iade edilmediğini sorduk. Almanya da acılar yaşamış bir ülke, yardımcı olun dedik. Amacımız öç almak değil. Sadece bu tür olayların yenilenmemesi amacındayız dedik. Türkiye’de ağırlaştırılmış hapis cezası alan kişilerin ömür boyu cezaevinde kaldığını ifade ettiler. Bunun üzerine bizim ceza yasamızda sadece örgütlü suçlarda ağırlaştırılmış hapis cezası alanların ömür boyu yattığını belirttik. Sivas davası bu kapsama girmiyor dedik. Bunun üzerine konuyu inceleyelim yanıtı verdiler.”
2005’te yapılan değişiklikle örgütlü suçlarda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların ömür boyu cezaevinde kalabilmesinin yolu açılmıştı. Derneğin Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özarslan da, “Talep yazımız eksik, sanıkların suçu toplumsal eyleme katılmak gibi gösteriliyor. Anayasal düzeni cebren değiştirme cezası aldıklarına ilişkin bir ibare yer almıyor. Bakanlığımızın hatası var” dedi.

Zamanaşımı teklifine ret
Meclis’te CHP’nin, başta Sivas davası olmak üzere devam eden bazı davaların ‘zamanaşımına’ uğramasını önlemek amacıyla verdiği yasa teklifi, AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. CHP’li Sezgin Tanrıkulu, teklifle; faili meçhul cinayetler, işkence, çocuklara cinsel istismar gibi suçların zamanaşımı dışında tutulmasını amaçladıklarını ifade etti.

Ergin: Üzerimize düşeni yaptık
Adalet Bakanı Sadullah Ergin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerekçesiyle kişilerin iade edilmediğini, Bedrettin Dalan için de bu durumun geçerli olduğunu söyledi. Ergin, “111 sanıklı davada, 5 kişi hariç ilgili hükümler kurulmuş durumda. Bir kişi de olsa elbette bu hassasiyetin gösterilmesi lazım. Yürütme, üzerine düşenleri yapmıştır” diye konuştu.

Mesut Hasan Benli

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1080967&CategoryID=77