Zeynep Altıok: ‘Sivas’ın külleri hiçbir zaman soğumuyor’

“Ben de bu ülkenin bir vatandaşıyım. Ne yapmış olabilirim bu ülkeye ki beni bu kadar cezalandırıyor ve tekrar tekrar acımadan cezalandırıyor?” Sivas Katliamı’nda babası Metin Altıok’u kaybeden Zeynep Altıok Akatlı ile zamanaşımına uğraması gündeme gelen dava sürecini konuştuk.

Zeynep Altıok Akatlı, insanlığını kaybetmeyen herkesin canını yakan Sivas Katliamında babası Metin Altıok’u kaybetti. Akatlı ile, hem kaybettiği babası Metin Altıok’u, hem de yaklaşık 20 yıldır süren skandallarla dolu dava sürecinin zamanaşımına uğrama ihtimalini konuştuk.

soL: Türkiye’nin yakın tarihinin en büyük vahşetlerinden biri olan Sivas Katliamı davasının zaman aşımına bugün itibariyle sadece 5 gün kaldı. Öncelikle baştan sona türlü hukuk skandallarını beraberinde getiren davanın geldiği bu aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zeynep Altıok Akatlı: Dediğiniz gibi Sivas Katliamı yakın tarihin en büyük, en vahşi katliamlarından birisi olarak tarihin kara sayfalardan birinde yerini aldı. Yine daha yakın bir tarihte yaşanan Uludere Katliamında da en az bu katliam kadar büyük bir vahşete tanık olduk. Bu katliamı yaşayanlar bizim yaşadıklarımızın benzerini çok yakın bir şekilde yaşamış oldular.

Uludere’yi hatırlatmamın amacı kısaca şunu söylemek içindi: Gün gelecek, Uludere’de yaşanan vahşet de zaman aşımına uğrayacak.
Bunlar olmasın diye, aynı acılar tekrarlanmasın diye mücadele ediyoruz. İnsanlık suçu olarak tarif bulan hiçbir katliam zamanaşımından faydalanmamalıdır. Bunun için elimizden geleni yapacağız.

“SÜREÇ İÇİNDE BU İDEOLOJİ BESLENEREK BUGÜNLERE GELDİ”

Sivas’ta televizyonların canlı olarak verdiği görüntüler hala bu ülkede yaşayan herkesin hafızasında tazeliğini koruyor. Devletin, polisin, hükümetin seyirciliği eşliğinde gerçekleşen bu vahşete imza atanlar, AKP’de milletvekilliği ve bakanlık yapmış kişiler tarafından mahkemelerde savunuldu, avukatlıkları üstlenildi. Son olarak da “İnsanlık suçlarında zamanaşımı olmasın” önerisi AKP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Bu bağlamda, AKP iktidarının Sivas’ta yaşanan vahşetle ilgisini nasıl değerlendirmek gerekir?

AKP’de 8 milletvekili, geçtiğimiz AKP hükümeti döneminde bakanlık yapan Hayati Yazıcı, dönemin Refah Partisi Milletvekili Şevket Kazan katillerin savunmalarını üstlenmiş ve avukatlık yapmıştı.

Süreç boyunca bu ideoloji beslenerek bugünlere geldi. Bu milletvekillerinin avukatlığına şaşırdık mı derseniz: Hayır şaşırmadık. Toplumsal Bellek Platformu olarak 2 yıl önce Sabahattin Ali’den, Hrant Dink’e kadar her nasılsa hepsi faili meçhul olarak kalmış cinayetlerin aydınlatılması için mecliste kimi görüşmeler yaptık.

Son zamanlarda çok da moda olduğu üzere kendi toplantılarında dilenen özürlere karşı somut adımlar beklediğimizi bildirmiştik. İstediğimiz çok netti. İnsanlık suçlarında zamanaşımının uygulanmamasını istemiştik. Herkesin büyük tepkiler gösterdiği yasaları yarım saat içinde yasalaştıran hükümet, 2 yıl boyunca 17 kez meclise sunulan önergeyi reddetti. En son olarak sizin de bahsettiğiniz, Sezgin Tanrıkulu’nun önerisi, gündeme dahi alınmadan reddedildi.

Zamanaşımı kararı Sivas davasının en küçük noktalarından biri olarak kalıyor geride kalan süreçte. Bu davanın gerçek suçlularından kaç tanesi bu güne kadar mahkemeye çıkarıldı ki…

“MESELE DEVLETİN BECERİKSİZLİĞİ DEĞİL”

Katliamın örgütleyicilerinden, İhsan Çakmak’ın, sözde kırmızı bültenle aranırken askerlik yaptığı, evlendiği, ehliyet aldığı sizin katıldığınız bir programın ardından gündeme geldi. Katliamın bir diğer ismi Cafer Erçakmak ise, katliamın yaşadığı yerde Sivas’ta yaşamış ve orada ölerek toprağa verilmişti. Yani aranan isimler bu ülkede herkesin içinde elini kolunu sallayarak yaşadı ve bu ülkeyi yönetenler bunu seyretti. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Açıkçası devletin beceriksiz olduğunu düşünmüyorum. Hiçbir devlet bu kadar beceriksiz değildir. Bugün Adalet Bakanı bir açıklama yaptı ve “sanki bütün mahkûmlar zamanaşımından yararlanacak gibi bir hava var. Oysa sadece 5 kişi hakkında zamanaşımı kararı verilebilecek” dedi.

Bu cümleleri kuran maalesef ki bir Adalet Bakanı. Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı herhalde bu kadar, cahilce bir laf etmemiştir, bu denli insanlık dışı sözler söylememiştir diye umuyorsunuz ama boş bir hayal olarak kalıyor bu düşündükleriniz.

Bu insanlar akşamları yatıyor ve kendi kendileriyle baş başa kalıyorlar. Hiç mi utanmazlar, hiç mi merhamet yoktur bu insanlarda inanın çok merak ediyorum.

Katillerin sonuna kadar yargılanması gerektiğini bir Adalet Bakanı bilmiyorsa ne yapacağız biz. Alıp başımızı gidelim mi ülkeden. Hayır, bunu yapmayacağız. Burası bizim ülkemiz.

“SİZ DİNDAR, KİNDAR NESİL YETİŞTİRİRSENİZ TABİİ ÇOCUKLAR KATİL OLURLAR”

Adalet Bakanı’nın söyledikleri gerçekten tarihte yerini alacaktır diye düşünüyoruz. Ben size bir başka Bakanın söyledikleri üzerine bir soru sormak istiyorum. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Adıyaman’da Alevi vatandaşların evlerinin işaretlenmesi üzerine “bunu yapanlar çocuklar” dedi. Böylesine tehlikeli bir şeyi bu denli önemsizleştirici bir karşılık veren Bakanın sözleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tabii çocuktur. Siz dindar ve kindar bir nesil yetiştirir ve kendi dininden olmayan herkese nefretle doldurursanız onlar da katil olurlar.
Adıyaman’daki olayı da büyük ihtimalle bir çocuk yapmıştır. O çocuklar Ogün Samastlardır, o çocuklar “hepiniz Ermeni piçisiniz” diyenlerdir, o çocuklar kapı işaretleyenlerdir, o çocuklar dindar ve kindar gençliktir.

Bizim ülkemizde taş atan çocuklara tecavüz ediliyor. Aynı yönetim sistemi bir de kindar gençlik yetiştiriyor. Bu çok ama çok karanlık bir tablo…
20 yıl önce bir başka ülkede gerçekleşen katliamın mitinginde ağzından köpükler saçarak “Ermeni piçleri” diyen bir kitle önünde ırkçı bir konuşma yapan İçişleri Bakanı, bizzat kendi ülkesinde 20 yıl önce gerçekleşmiş katliamın zamanaşımından kapatılmasına karşı tek kelime etmiyor. Ortada olan tablo budur. Burada elbette Hocalı’da yaşananları önemsizleştirmek istemediğimi söylemek isterim ama böyle bir mitingde kendi ülkenin Ermenilerine piç denmesine sessiz kalınmasını sonuna kadar eleştirmek gerektiğini düşünüyorum.

İnsan kalabilen herkesin canını acıtan bir vahşet yaşandı Sivas’ta. Binlerce gerici, 33 aydını ve iki otel çalışanını, herkesin gözü önünde yaktı. Katliamda bu ülkenin önemli aydınlarından babanız Metin Altıok’u da hayatını kaybetti. Sormak istediğim soru şu, yaklaşık 20 yıldır, Sivas katliamı davası denildiğinde hep olumsuzluklar gündeme geldi. Babasını bu katliamda kaybetmiş bir çocuk bu yılları nasıl geçirdi, neler yaşadı?

Burada geriye dönüp şu soruyu sormak istiyorum: “Bende bu ülkenin bir vatandaşıyım. Ne yapmış olabilirim ki bu ülkeye ki beni bu kadar cezalandırıyor ve tekrar tekrar cezalandırıyor?”

Biz dedektif değiliz, kendi başımıza bir cinayeti nasıl aydınlatalım? Burada devlet açıkça katilleri bulmuyor. Bu durumda oturup katillerin bulunmasını bekleyemiyorsunuz.

Sizi sevmeyen bir ülke var ortada ama siz onu seviyorsunuz ve onun için bir şeyler yapmak istiyorsunuz ama tekrar tekrar tökezletilip düşürülüyorsunuz. Aynı üzüntüleri tekrar tekrar yaşıyorsunuz.

O küller hiçbir zaman soğumuyor ve soğumayacaktır. Bu kadar kronik adaletsizlik insana iyi gelmiyor…

“BİZ MÜCADELE EDİYORUZ, EDECEĞİZ, ALNIMIZ AK OLACAK”

13 Mart’ta belki de Sivas Katliamının failleri hakkında açılan dava düşürülerek hukuki süreç sonlandırılacak. Bu noktada karar alıcılara ne söylemek istersiniz?

Vicdanı yüreği olan insanlar dur demek için elinden geleni yaptı. Sanatçılar Girişimi yanımızda olduğunu duyurdu, Yazarlar Birliği destek çağrısı yaptı, birçok kurum aydın destek çağrısı yaptı. Biz elimizden geleni yaptık. 13 Mart’tan sonra da mücadele edeceğiz ve alnımız ak olacak. Yasa tasarısı önerisini reddeden, zamanaşımı kararı alanların alnı kara olacaktır.

Son olarak babanız Metin Altıok’un birçok şiirini sevdiğinizi biliyoruz ama ben en çok hangi şiirini okumayı sevdiğinizi sormak istiyorum?

Ormanların gümbürtüsünden…

Ali Ufuk Arıkan (soL)

Metin Altıok’un “Ormanların Gümbürtüsünden” şiiri:

Bir yüzük yaptım sana güvercin teleğinden,
Bir yüzük bükerek hoşçakal sözcüğünden.

Bir yüzük yaptım belli belirsiz,
Eski bir gramafon sesinden.

Bir yüzük serçe parmağın için,
Bulutsuz bir gecede kayan yıldız izinden.

Bir yüzük yaptım terli bir yüzük,
Avucumdan geçen ince hayat çizgisinden.

Yanmasını bilen bakır bir yüzük,
Evime akım taşıyan elektrik telinden.

Bir yüzük yaptım, bir yüzük ki;
Yıllardır dinmeyen ormanların gümbürtüsünden.

Kaynak: http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/zeynep-altiok-sivasin-kulleri-hicbir-zaman-sogumuyor-haberi-52422

Katliamcı zihniyet AKP’yle yaşıyor

CHP’nin Sivas sanıklarının zaman aşımına uğramaması için verdiği yasa önerisinin gündeme alınması AKP oylarıyla reddedildi.

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun imzasıyla hazırlanan ve Sivas davası sanıklarının zaman aşımından yararlanmamasını düzenleyen yasa önerisi komisyonlarda ve genel kurulda yaklaşık 2.5 aydır görüştürülemeyince, CHP, genel kurulda “doğrudan gündeme alınması”nı önerdi.
Yasa önerisinin doğrudan gündeme alınması önerisiyle ilgili söz alan Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, birçok Avrupa ülkesinde işkence kötü muamele ve Sivas katliamı gibi suçların “insanlık suçu” olarak görüldüğü için zaman aşımına girmediğine işaret etti. Türkiye’de de bunun örneğinin 12 Eylül darbesi sonrasında işkence ve kötü muamele mağduruyla ilgili bir davada yaşandığını ifade eden Tarhan, mahkemenin “işkence ve kötü muamele suçlarının” zaman aşımına uğramayacağına hükmettiğini ifade etti.
CHP’nin önerisi AKP’li Milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
Katliamın en önemli azmettiricilerinden Cafer Erçakmak’ın da bulunduğu 7 sanık için süren davanın karar duruşması 13 Martta yapılacak. Cafer Erçakmak’ın aranmasına rağmen yıllar sonra evinde öldüğü için hakkındaki davanın düşürülmesi, diğer sanıklar için de “zaman aşımı” kararı verilmesi bekleniyor. (ANKARA)

Kaynak: http://www.evrensel.net/news.php?id=24520&fb_source=message

Hasret’in “zamanaşımı“ olur mu?

ELÇİN YILDIRAL/BİRGÜN

“Toplatılır yazılarım,
yakılır dizelerim,
kurutulur gözlerim,
geride genç ölüm kalır…”
Hasret Gültekin

Roni büyüdü, Hasret de, Yeter’in içindeki hasret de…
Hayat akıp gitti, zaman durdu
Kalp acıdı, kalp haykırdı, kalp isyan etti…
Kadın, vazgeçmedi…
Tamahkar dünyaya karşı, eşit ve özgür bir dünya büyüttü
Yeter, yoldaşına tutkun kadın,
eşine olan özlemini anlatıyor: “Bugün hayatımızda açılan her kapıdan çıkıp gelecek kadar var Hasret ve hep var olmaya devam edecek“
şimdi muktedirler, “unutun  zaman adaleti aştı“ diyor
Peki, ’Hasret’in  “zamanaşımı“ olur mu?…

Yeter Gültekin.  Madımak’ta katledilen sanatçı Hasret Gültekin’in eşi…Hasret’ini anlattı.

Katliamın üzerinden 18 yıl geçti.  Davanın seyri ortada. 6 Aralık’taki davada 6 firari sanık için zamanaşımı söz konusu. Siz gelinen bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Daha ilk gün öldürülenler Sivas`a gitmekle suçlandı, adalet arayan bizler de en az yitirdiğimiz sevdiklerimiz kadar suçlu görüldük. Caddeleri dolduran,kültür merkezinden başlayarak kendilerine benzemeyen herkese saldıran, heykeli deviren, yerlerde sürükleyen ve insanları diri diri ateşe verenler ise mağdur olarak gösterildi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in “halkımıza birşey olmamıştır” açıklaması bizim halk olmadığımızı ilk günden belirtmişti. Bu söylemlerle Madımak Katliamı, sıradan adam öldürme gibi bile görülmedi, sanıklar kollandı, pişmanlıklarını ifade etmeseler de hafifletici gerekçeler onlar için bulundu ve ödül gibi cezalar verildi. Sivas sanıkları hiç bir duruşmada pişmanlıktan söz etmediler. Aksine mahkeme salonlarında bile saldırgandılar, avukatlarımızın üzerine çakmak fırlatarak manidar mesajlar vermeye devam ettiler. Çok bilinçli organize edilmiş bu tetikçiler arkalarındaki güçlere güvenden alıyorlardı cesaretlerini.

18 yıldır iktidara gelen hiç bir parti Madımak Katliamı ile ilgili gerçekleri ortaya çıkarmayı ve asıl suçluları yargılamayı hedeflenmedi. Bu nedenle gelinen noktada zaten yakalanması istenmeyenler, yıllardır kollananlar,  dahası masum ve mağdur gösterilmeye çalışılanlar zamanaşımı ile aklanacaklar.  2 Temmuz 1993’te çocuk , yaşlı savunmasız yurttaşlarının saatlerce kuşatılmasını ve diri diri yakılmasını seyredebilen devlet bugün de bizim taleplerimizi dinlemeyecek ve gereğini yerine getirmek istemeyecektir!

Devlet güvenlik güçlerini, öldürülen eşlerimizi, çocuklarımızı, kardeşlerimizi anmaya gittiğimizde bize karşı kullanıyor, yasaları da bizim anma yürüyüşlerimizde hatırlıyor. Katliamdan sonra itfaiye merdiveninden kurtulanlara saldıran Cafer Erçakmak`ı görmezden geliyor, kırmızı bültenle aranan bir sanığa emniyet ehliyet veriyor, belediye nikahını kıyıyor ve yine hakkında kesinleşmiş kararlar olanlar pasaport alabiliyor, askerlik yapabiliyor…Bütün bunlar Türkiye’nin de imzasıyla kabul ettiği evrensel insan haklarına, uluslararası hukuka ve bugünün toplumlarının vicdanı ve adalet anlayışına karşı uygulamalardır! 1993’ten beri hangi parti iktidarda olursa olsun devletten ve yargıdan talebimiz Madımak Katliamı’nın insanlığa karsı işlenmiş bir suç olarak değerlendirilip, zamanaşımından dava dosyasının kapatılmamasıdır. Bugün de bu talebin muhattabı iktidarda olduğu için AKP’dir.

Aksi takdirde 18 yıldır toplumun yüreğinde söndürülemeyen savunmasız insanları diri diri yakan Madımak yangını daha da harlanarak yanmaya devam edecektir.

Bulunmayan  ya da bulunmak istenmeyen sanıklar, katliamın arkasındaki derin yapının  çıkarılmaması,  bu durumu  nasıl değerlendiriyorsunuz?

18 yıldır iktidara gelen partiler düşünce suçlularına karşı  en keskin önlemleri aldı, tutukladı, yargıladı veya yargılamadan yıllarca cezaevinde tuttu insanları. Ama bizim katlimizin sorumluları milletvekilliği dokunulmazlığı ile ödüllendirildi, tutuklu Sivas sanıkları cezaevinde ayrıcalıklı muamele gördüler. Hükümlülerden birinin eşi hamile kalabildi ve doğan çocuğunun adını Hizbullah koymak istedi. Arananlardan biri Istanbul Büyüksehir Belediyesi’nde gişe memuru olarak çalışabildi, bir diğeri Sivas Altınyayla’da nikah kıyabildi. İlk tanınan zanlılardan Cafer Erçakmak 18 yıldır dünyanın heryerinde Interpol tarafindan kırmızı bültenle aranıp bulunamazken, Sivas’ta evindeymiş! Bu durum katliam heveslilerini cesaretlendirir. Toplum hukuka ve adalete inancını yitirirse cinayetlerin, katliamların sonu gelmez.

SİNDİRİLDİLER, UNUTTULAR
Devletin tutumu malum şaşırtıcı değil! Ancak bir röportajınızda, toplumun yanı sıra sivil toplum örgütleri de davaya tam olarak sahip çıkmadığını ve bu ilgisizlikten dolayı Madımak yangının daha da  büyüdüğünü belirtiyorsunuz. Bu ilgisizliğin nedenini siz neye bağlıyorsunuz?

Bölünerek, ayrıştırılarak yönetilmiş, sindirilmiş insanların her anlamda yoksullaştırıldığı ve hem iktidar hem de muhalefet tarafından uydurulan gündeme bakmaktan gözünün önünü görememesi diyebiliriz.  Belleği ve vicdanı kuşatılmış, korkutularak sindirilmiş insanlar katledilerek yok edilen değerlerini ve yaşanan vahşetleri unutabiliyor. Bilinçli bir şekilde bilgisizleştirilen insanlar bireysel anlamda bile yüzleşebilmeyi beceremezken,  toplumsal geçmişle de yüzleşmenin altından kalkamıyor. Yüzleşemeyen insanların tabuları da tahammül sınırlarını daraltıyor ve sorunlarına başka akılcı çözüm üretemediklerinden öldürerek ve yok ederek hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. İnsan olmak farkındalık ve vicdan sahibi olmaksa hiç olmazsa aydınlar ve sivil toplum kurumları Madımak Katliamı’na seyirci kalınmasaydı, Sivas duruşmaları sürecinde hep birlikte adalet ve hukuk mücadelesi verilseydi, 2 Temmuz sonrasında işlenen cinayetler ve katliamların engellenebileceğini neden fark etmiyorlar?

18 yıldır anlatmamıza rağmen örneğin İnsan Hakları Derneği neden tek bir Sivas duruşmasına katılmadı, 2 Temmuz anma etkinlikleri neden aileler ve alevi kurumlarının görevi, diğer kurumların ve insanların vitrini? Toplum tek tek faili meçhullerle başlayan bu kıyımları o kadar kanıksadı ki katiller artık yüzünü bile gizlemek ihtiyacı duymadan asker, polis umursamadan kameralar önünde, kendi çocuklarının da gözleri önünde katliam gerçekleştirebilir hale geldi. İnsanlar da bu cinayetleri ya susarak izliyor ya da “Sivas’a gitmeselerdi, Pir Sultanı anmasalardı“ gibi yanılsamalarla akıldan ve vicdandan uzaklaşıyor. Naklen izletilmesine rağmen Madımak Katliamı nasıl yalanlanıyor, yanıltılıyor, çarpıtılıyor ve  tarih de bu şekilde yazılabiliyor? Bunu yapanlar kimleri masumlaştırıyor, hatta kahramanlaştırıyor ve hangi zihniyete hizmet ediyor acaba? Bu nasıl görülmez?

Nitekim bu doğru algılanamadığı için TRT de yayınlanan bir programda “Maraş Katliamı’nı da zaten solculardan filan isimler gerçekleştirmişti“ denilerek,  katliamın faili olarak hüküm  giyenler ve ceza alanlar aklanmaya çalışıldı.

Zamanaşımı kararı verilirse, bir sonraki aşamada ne yapmayı planlıyorsunuz?

Adalet aramaya devam edeceğiz, bunu çocuklarımıza ve geleceğimize borçluyuz. Türkiye’deki hukuk yolları tükendiğinde uluslararası hukuk mercilerine taşıyacağız.

ÖZÜR İLE YANGIN SÖNMEZ
Dersim Katliamı son zamanlarda yeniden gündemde. Başbakan’ın özrünü nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye`de siyasilerin ve sözde gündem yaratanların büyük çoğunluğu samimi değil. Türkiye`de Cumhuriyet kurulduğundan bugüne iktidar olmak tek hedef, iktidar olabilmek için de en gereksiz şey halk! Saltanat sırasını bekleyenlerin kendilerinden ibaret yapay dünyalarında halka ve halkın sorunlarına yer yok. Halkı uyutmak için yazılmış masal gibi hiç hatası olmayan bir övgü tarihi var. Yıllardır tüm siyasilerin seçim öncesi diline doladığı ama kimsenin gerçekten kaldırılmasını istemediği milletvekili dokunulmazlığı siyasilerin samimiyetsizliğinin belgesidir.  Dersim Katliamı ile ilgili özür dileyen AKP,  Sivas Katliamı sanıklarına avukatlık edenleri bakan yapmış, yıllardır iktidar olmasına rağmen hakkında kesinleşmiş karar bulunan Vahit Kaynar gibi kırmızı bültenle aranan Sivas sanıklarının Almanya’dan ve Polonya’dan iadesi için görevini yapmamıştır. AKP iktidarı, TRT’de Sivas Katliamı’nı faili mechul ilan etmiş, kamulaştırılan Madımak Oteli’nde katilin adını ilk sıraya yazmıştır. İktidarda ve tüm yetkiler elinde iken katliamla ilgili görevini yapmayan siyasiler, 73 yıl önceki Dersim ile ilgili samimi olabilirler mi?

CHP’nin tavrı…

CHP kurduğunu iddia ettiği Cumhuriyeti halka anlatamamış, parti adında “halk” olan ama halktan uzaklaşmış bir partidir. Dolayısıyla halkını ikna gücünü yitirmiş kendisi birşeylere ikna edilir olmuş bir partidir. Hiç kimsenin de  CHP’deki bu zihniyeti değiştirebileceğini sanmıyorum ve ne yazık ki tek başına Kemal Kılıçdaroğlu ile de bu değişim mümkün değil. Aslında CHP’nin göremediği gerçek  zamana ve hayata karşı durarak savunmaya çalıştığı şeye en büyük zararı kendi elleriyle vermesi.

 Devletin Madımak’ta ailelerini kaybedenlerin yakınlarından da özür dilemesi gerekmez mi?
Tabii ki Madımak Katliamı ve diğer katliamlarla ilgili özür dilenmeli. Öncelikle de Madımak Katliamı sorumlularından Temel Karamollaoğlu, Sivas sanıklarına avukatlık eden eski Adalet Bakanı Şevket Kazan, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı,  Süleyman Demirel ve Tansu Çiller gibi dönemin bizzat katliam sorumluları özür dilemeli…Ama toplumun vicdanında yargılanmamış, tarihe doğru yazılmamış bir katliamla ilgili özür dilenmesi de hiç birşey ifade etmez. Bizim yüreğimizdeki yangının sönmesi mümkün değil, çünkü biz eksildik ve bu eksikliğin ortadan kaldırılması mümkün değil…Ancak adalet duygusu insanlığa güvenimizi, hukuka ve geleceğe inancımızı artırabilir, ülkemiz ve çocuklarımızla ilgili kaygılarımızı azaltabilir.

Madımak’ın müze olup olmayacağı hala netleşmiş değil. Kamuoyu Madımak Otelinin müze olmasını istiyor. Hükümet ise bu talebe mesafeli.

Madımak kamulaştırıldı.  Bir saldırganın adının başköşede yazıldığı, çocuk kütüphanesi ve Einstein’in resminin bulunduğu Bilim ve Kültür Merkezi yapıldı. Hayati Yazıcı’nın  devlet bakanı olduğu bu iktidarın başka birşey yapması da beklenemezdi zaten. Türkiye’de yaşananlar,  kamuoyu yani halk istediği için değil halka karşı ya da halka rağmen yapılıyor.

BELGESEL OLANAKSIZLIĞA TAKILDI
Hasret Gültekin ile ilgili bir belgesel çalışması yapmayı planlıyordunuz. Hatta bu konuda Can Dündar ile görüşmüştünüz. Hangi aşamaya gelindi?

Evet, Can Dündar ve ekibi ile 2008’ de Hasret Gültekin ve Madımak Katliamı belgeselleri için çekimler yapmaya başladık ama malesef uzaklık ve olanaksızlıklar nedeniyle tamamlayamadık. Ailelerden ve tanıklardan birkaç kişiyi de ne yazık ki kaybettik. Umarım bu calışmaları tamamlayabilecek olanakları sağlayabiliriz.

AÇILAN HER KAPIDAN ÇIKIP GELECEK GİBİ
18 yıl oldu, Hasret Gültekin’in yokluğunun üzerinden geçen…Bu geçen yıllar siz de nasıl izler bıraktı?

Bizim gibi yoldaş olan insanların yoldaşını yitirmesidir katlanması zor eksiklik duygusu, nerede olursanız olun ne yaparsanız yapın eksik olmak… Gözümün biri, elimin biri eksik, yüreğim yerinde değil gibi…

İstanbul’daysam Köln’de, Ankara’daysam İzmir’de olmam gerek, sanki Hasret orada bekliyor gibi, evimdeyken evimde değil gibi, olmam gereken yer o anda bulunduğum yer değil gibi…
Hasreti oğluna anlatamamak, yeterince ifade edememek duygusu da bir başka çıkmaz…
Bugün hayatımızda açılan her kapıdan çıkıp gelebilecek kadar var Hasret ve hep var olmaya devam edecek… Hayalden çok  ideallerimiz var bizim onların gerçekleşmesi için de her gün uğraşıyoruz. Savaşsız, adaletli,  herkesin kendi kimliğiyle var olabildiği eşit ve özgür bir yaşam istiyoruz.

Oğlunuz neler düşünüyor, hayalleri, babasıyla ilgili hisleri neler?
Oğlum başarılı bir öğrenci. Amatör olarak müzik ve spor yapıyor. 1,5 yılı kaldı üniversiteye başlamasına. Hukuk okumak istiyor. Sanırım bu da yaşanan travma sonucu adalet arayışının yansıması…Babasıyla gurur duyuyor, en hazettiği sohbetler,  farklı kişilerden babasıyla ilgili anılar dinlemek.  18 yıl Roni için de kolay geçmedi ama yaşanan tüm acılara rağmen  huzurlu ve mutlu bir delikanlı oğlum. Çünkü biz çocuklarımızı kin ve nefretle büyütmüyoruz. Bizim yaşadığımız acıları da hiç kimseye reva görmüyoruz.

HASRET GÜLTEKİN KİMDİR?
1 Mayıs 1971’de Sivas’ın İmranlı kazasına bağlı Han köyünde doğdu. Altı yaşında saz çalmaya başladı. 11 yaşında sahneye çıktı. 1987’de ilk çalışması “Gün Olaydı“ 1989’da ise ikinci albümü “Gece ile Gündüz arasında“ yayınlandı. Müzik yönetmenliğini üstlendiği resmi olarak ilk defa Kürtçe müzik yasağını delen Newroz adlı kaset 1990’da, önce enstrümantal olarak, sonra da Nilüfer Akbal ve Rıza Akkoç’un katılımıyla gerçekleştirildi. Üçüncü albümü Rüzgarın Kanatlarında 1991’de yayımlandı. Aynı yıl Yeter Fırtına ile evlendi. 2 Temmuz 1993’de Madımak Oteli’nde 22 yaşında 35 insanla birlikte katledildi. 13 Eylül 1993’te oğlu Roni Hasret Gültekin dünyaya geldi.

Kaynak: http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1323165600&day=06&month=12&year=2011

Sivas davasında zamanaşımı talep edildi

Sivas’ta, Madımak Oteli’nin yakılması ve 37 kişinin ölümüyle ilgili ana davadan dosyaları ayrılan 7 firari sanığın yargılandığı davada 6 sanık hakkındaki davanın zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesi talep edildi.

ANKARA – Sivas’ta, Madımak Oteli’nin yakılması ve 37 kişinin öldürülmesine ilişkin açılan ana davadan dosyaları ayrılan 7 firari sanığın yargılandığı davada, hakkında yokluğunda tutuklama kararı bulunan ancak bugüne kadar yakalanamayan sanık Cafer Erçakmak ile ilgili dosyanın ayrılarak başka bir esasta görülmesi, diğer 6 sanık hakkındaki davanın ise zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesi talep edildi.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugünkü duruşmasında, esas hakkındaki görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, sanık Erçakmak’ın eyleminin 765 sayılı TCK’nın 146/1. maddesinde yer verilen ”anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs” suçunu oluşturduğunu belirtti.

Bu suça ilişkin zaman aşımı süresinin dolmadığını ve bugüne kadar hakkında verilen yokluğunda tutuklama kararının infaz edilmediğini anımsatan Yüksel, diğer sanıklar yönünden yargılamanın daha fazla sürüncemede kalmaması için öncelikle sanık Cafer Erçakmak hakkında verilen yokluğunda tutuklama kararının devamına, ayrıca hakkındaki evrakın ayrılarak başka bir esasa kaydedilmesine karar verilmesini talep etti. Sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu’nun üzerlerine atılı eylemlerinin ise 765 sayılı TCK’nın 146/3. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesinde düzenlenen ”Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüse iştirak” suçu olduğunu kaydeden Yüksel, bu suça ilişkin olağanüstü zamanaşımı süresinin 765 sayılı TCK’nın 102/3. ve 104/2. maddeleri gereğince 15 yıl olduğunu ifade etti.

Suç tarihinin 2 Temmuz 1993 olduğu dikkate alındığında 2 Temmuz 2008 tarihinde zaman aşımı süresinin dolduğunu hatırlatan Yüksel, sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesini istedi.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25225235/

Sivas mağdurları 9 mahkûmu Almanya’dan istediSivas mağdurları 9 mahkûmu Almanya’dan istedi

ANKARA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri, Almanya’da yaşayan Sivas davasının dokuz sanığının Türkiye’ye iade edilebilmesi için Alman Büyükelçiliği’nde hukuki yardım talebinde bulundu.
Sivas davası kapsamında cezaları kesinleşen dokuz sanık Almanya’da yaşıyor. Türkiye’nin iade taleplerine rağmen Alman makamları olumsuz yanıt veriyor. Bu kapsamda Pir Sultan Derneği yöneticileri ve Sivas olaylarının mağdurlarından oluşan bir heyet Almanya Büyükelçiliği yetkilileriyle önceki gün görüştü. Heyetten Avukat Şanal Sarıhan, şu bilgileri verdi: “Bu kişilerin insanlığa karşı suç işlediklerini ve neden iade edilmediğini sorduk. Almanya da acılar yaşamış bir ülke, yardımcı olun dedik. Amacımız öç almak değil. Sadece bu tür olayların yenilenmemesi amacındayız dedik. Türkiye’de ağırlaştırılmış hapis cezası alan kişilerin ömür boyu cezaevinde kaldığını ifade ettiler. Bunun üzerine bizim ceza yasamızda sadece örgütlü suçlarda ağırlaştırılmış hapis cezası alanların ömür boyu yattığını belirttik. Sivas davası bu kapsama girmiyor dedik. Bunun üzerine konuyu inceleyelim yanıtı verdiler.”
2005’te yapılan değişiklikle örgütlü suçlarda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların ömür boyu cezaevinde kalabilmesinin yolu açılmıştı. Derneğin Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özarslan da, “Talep yazımız eksik, sanıkların suçu toplumsal eyleme katılmak gibi gösteriliyor. Anayasal düzeni cebren değiştirme cezası aldıklarına ilişkin bir ibare yer almıyor. Bakanlığımızın hatası var” dedi.

Zamanaşımı teklifine ret
Meclis’te CHP’nin, başta Sivas davası olmak üzere devam eden bazı davaların ‘zamanaşımına’ uğramasını önlemek amacıyla verdiği yasa teklifi, AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. CHP’li Sezgin Tanrıkulu, teklifle; faili meçhul cinayetler, işkence, çocuklara cinsel istismar gibi suçların zamanaşımı dışında tutulmasını amaçladıklarını ifade etti.

Ergin: Üzerimize düşeni yaptık
Adalet Bakanı Sadullah Ergin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerekçesiyle kişilerin iade edilmediğini, Bedrettin Dalan için de bu durumun geçerli olduğunu söyledi. Ergin, “111 sanıklı davada, 5 kişi hariç ilgili hükümler kurulmuş durumda. Bir kişi de olsa elbette bu hassasiyetin gösterilmesi lazım. Yürütme, üzerine düşenleri yapmıştır” diye konuştu.

Mesut Hasan Benli

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1080967&CategoryID=77

Sivas davasında 2 sanık kurtuldu 5’ine de az kaldı

Sivas katliamında haklarındaki dava 10 yıldır karara bağlanmayan 2 sanıkla ilgili dosyanın 2010’da zamanaşımına girdiği ortaya çıktı. 13 Mart’ta davanın firari 5 sanığı da dosyalarının zamanaşımına girmesi nedeniyle kurtulacak

Sivas Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 37 kişinin yamılarak öldürülmesiyle ilgili dava 21 Ekim 1993’te Ankara 1 Nolu DGM’de 125 sanıkla başladı. İlk karar 26 Aralık 1994’te verildi. Olaylarının bir numaralı sanığı Cafer Erçakmak hakkındaki davayı bulunamadığı gerekçesiyle kararla birlikte tefrik edilirken, 124 sanıktan 37’sinin beraatine, kalanların 2 yılla 15’er yıl arasında hapsine karar verildi. Kararda, “Olayımızın gerçek failleri onbin kişi civarındadır. Bu gösteri yapan grup içinde Emniyet Müdürlüğü’nce tespit edilebilen 125 kişi sanık sıfatıyla haklarında çeşitli davalar açılarak, huzura getirilmiştir” kaydı düşüldü. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 30 Eylül 1996’da 26 sanık hakkındaki kararları onarken, 98 sanıkla ilgili kararları lehte ve aleyhte bozdu.

Kaçan kaçtı, 33 idam çıktı
Ankara 1 Nolu DGM, ikinci kararını 27 Kasım 1997’de verdi. Mahkeme, ilk karardan sonra kaçan 6 sanıkla ilgili davayı ana dosyadan ayırdı ve 14 sanığa beraat verdi. 33 sanığı idama mahkum eden mahkemede, 10 sanık 3’er yıl, 1 sanık 2 yıl, 2 sanık 5‘er yıl, 27 sanık 7’şer yıl 6’şar ay, 4 sanık 20’şer yıl, 1 sanık 15 yıl, hapse mahkum edildi. Mahkeme, beraat eden 11 sanığın “anayasal düzeni zorla bozmaya kalkışmaya iştirak suçundan” cezalandırılmasını isteyen Yargıtay’ın bozmasına ise direndi. 11 sanıkla ilgili direnme kararı üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na (YGCK) gitti. YGCK, direnme kararını 28 Kasım 1997’de bozdu. Bu sırada Yargıtay 9. Ceza Dairesi de, idama mahkum edilen 33 sanığın da aralarında bulunduğu sanıklarla ilgili verilen kararları 14 Aralık 1998’de yeniden bozdu. Bozmaya, sanıkların doğum kayıtlarında Nüfus Müdürlüğü mührünün okunaksız olduğu, nüfus kayıtlarındaki cilt numarasının karara yanlış geçirildiği gerekçe gösterildi.
Ankara 1 Nolu DGM, üçüncü kararını 16 Haziran 2000’de verdi. Mahkeme, daha önce dosyalarını ayırdığı 7 kişiye ek olarak, ilk bozma kararının ardından kayıplara karışan ve bozma kararına karşı diyecekleri sorulmadan haklarında hüküm kurulan Mustafa Dürer ve Muhammet Nuh Kılıç’la ilgili dosyayı ana davadan ayırdı. Mahkeme, YGCK’nın kararına da uydu ve tartışma konusu olan 11 sanıktan, 9 sanığı 7’şer yıl 6’şar ay, 1 sanığı 5 yıl, 4 sanığı 20’şer yıl, 1 sanığı 15 yıl hapse mahkum etti. Mahkeme, 33 sanığı da nüfus kayıtlarını düzelterek idam cezasına mahkum etti.

Yananları zevkle izlediler
Bu süreçte bazı sanıklar Pişmanlık Yasası’ndan faydalanmak istedi. Talebi reddeden mahkemenin kararında, “sanıkların, yanan kişilerin ‘bizi kurtarın’ çığlıklarına rağmen herhangi bir kurtarma hareketine girişmedikleri gibi güvenlik kuvvetlerinin ve itfaiyenin yanan kişileri kurtarma teşebbüsüne engel oldukları” belirtilerek, “Yanan kişilerin ölüm çığlıkları karşısında kılları kıpırdamayan sanıklar, şeriat yanlısı slogan atarak zevkle izlemişlerdir” denildi. 9. Ceza Dairesi, idama mahkum edilen sanıklara verilen cezaları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevirdi ve düzelterek onadı. Sivas sanıkları, Topluma Kazandırma Yasası’nın çıkmasıyla yeniden umutlandı. 59 sanık, yasadan yararlanmak istedi. Kapatılan DGM’nin yerine kurulan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, emniyetten gelen, Sivas olayının faillerinin mensup oldukları herhangi bir örgütün varlığına rastlanamadığı görüşü doğrultusunda, 26 Aralık 2006’da talepleri reddetti.

10 yıl bekleyince kurtuldular
Talebe rağmen haklarında tutuklama kararı verilmeyen ve dosyaları 2000 yılında 3. karar verilirken ayrılan Muhammet Nuh Kılıç ile Mustafa Dürer, kayıplara karıştı. DGM dosyayı önce 1999/5 sonra da 2000/148 esasına kaydetti. Mahkeme, DGM’lerin kapatılmasının ardından da dosyayı 2004/28 esasına kaydetti. İki sanıkla ilgili dava 10 yıl boyunca devam etti. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 sanıkla ilgili kararını 24 Ağustos 2010’da verdi. Mahkeme, iki sanığa isnat edilen “anayasal düzeni bozmaya kalkışmaya iştirak etmek” suçunun 15 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davayı ortadan kaldırdı. Tüm aramalara rağmen bulunamayan ve 26 Aralık 1994’te dosyası ana dava dosyasından ayrılan Cafer Erçakmak’ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın yargılamasının Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürdüğü, avukatlara tebligat bile yapılmadığı ortaya çıktı. Avukatlar, davadan 5 Kasım 2008’de Milliyet’in, “Katliama zamanaşımı geliyor, Madımak’ın baş faili kurtulacak mı?” başlıklı haberiyle haberdar oldu.

Aranırken evlendi
10 yıl boyunca yargılanıp zamanaşımından davaları ortadan kaldırılan sanıklar Kılıç ve Dürer gibi zamanaşımı tartışması yapılan 7 sanığın yargılanması da 1994’ten bu yana bitirilemedi. Erçakmak’ın dosyası 26 Aralık 1994’te, sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu’nun dosyaları ise 16 Haziran 1994’te tefrik edilmişti. Çakmak’ın aranırken 27 Temmuz 1999’da Sivas Altınyayla Belediyesi’nde evlendiği, 22 Mayıs 1997’de askere gittiği, çocuğunu nüfusa kaydettirdiği, Emniyet’e başvurarak ehliyet bile aldığı anlaşıldı. Sanıklardan Yılmaz Bağ’ın ise aranırken Sivas Kangal ilçesinde düğün yaptığı belirlendi. Cumhuriyet savcısı Hakan Yüksel, davanın 21 Haziran 2011 günü yapılan 25. duruşmasında esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.

Zamanaşımı doldu
Yüksel, Erçakmak dışındaki sanıklara isnat edilen “anayasal düzeni bozmaya kalkışmaya iştirak etmek” suçuna öngörülen 15 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davaların ortadan kaldırılmasını talep etti. Ancak bu sanıklardan Bağ’ın öldüğü anlaşıldı. Bu sırada, firari Erçakmak’ın da öldüğü ve sessiz sedasız Sivas’ta gömüldüğü anlaşıldı. Erçakmak’ın mezarı açıldı ancak bunlar oğlu ve annesinden alınan örneklerle karşılaştırıldı. Adli Tıp Kurumu, babalık testi sonucu gömülen kişinin Erçakmak olduğuna karar verdi. Bu süreçte, öldürülenlerin yakınlarının kurduğu Toplumsal Bellek Platformu, 17 kez TBMM’deki partilerden bu tip olayların insanlık suçu sayılarak, zamanaşımının bu suçlarda geçerli olmamasını istedi.
Verilen önergeler Ak Parti tarafından reddedildi. Hukukçular da anayasanın 38. maddesine göre, sanıkların suçu işledikleri dönemdeki mevzuata göre yargılanması gerektiğini, anayasa değişse bile sanıkların 1993’teki mevzuat uyarınca cezalandırılmaları şartı bulunduğunu, bu nedenle TBMM’nin yapacak bir şeyi olmadığına işaret ediyor.
Bu nedenle müdahil avukatlar da dosyanın bu aşamaya gelmesinden firari sanıkları bulamayan mahkeme, savcılık ve emniyeti sorumlu tutuyor. Adalet Bakanı Ergin, 13 Mart’ta dosyanın zamanaşımına girmesi konusunda, “111 sanık hakkında karar verilmiş. Zamanaşımı 5 kişi için geçerli. Bir kişi bile olsa bu hassasiyetin, duyarlılığın gösterilmesi doğru bir şey ama sanki bu dava sanıklarının tamamı kurtuluyormuş gibi bir algı da oluşuyor. Yürütme organının yapabileceği gayretlerin hepsi yapılmış durumda” diye konuştu.

Avukatları müvekkillerini bir kez daha kurtardı

Sivas davasının da zamanaşımına uğramasını engelleyebilecek kanun teklifinin bugün Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmesi, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Bianet’ten Ayça Söylemez’in haberine göre, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın verdiği ve komisyonda bekleyen 141 sayılı “Türk Ceza Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin bugün Genel Kurul’da görüşülmesi için başvuru yapıldı.

Tanrıkulu, bianet’e yaptığı açıklamada, AKP’li vekillerin oylarında, teklifin görüşülmesinin reddedildiğini söyledi ve “Teklifin görüşülmesini engellemek üzere el kaldıran vekiller bunu kamu vicdanına nasıl izah edecekler?” diye sordu.

“Muhalefetten gelen ve kamunun vicdanın ilgilendiren yasa teklifinin karşısında durmanın unutulacağı inancında değilim.”

8 Aralık 2011’de Meclis Başkanlığı’na sunulan yasa teklifi, “yaşam hakkı ihlali, işkence ve çocuklara karşı cinsel istismar” suçlarında zamanaşımının işlememesini öngörüyor.

Meclis Başkanı Cemil Çiçek, bugün yaptığı açıklamada da teklifin, 20 Aralık’ta İnsan Hakları İnceleme Komisyonu ile Adalet Komisyonu’na yollandığını açıkladı.

Tanrıkulu, teklifin komisyonlarda çok uzun süre bekleyebileceği ve Sivas davasındaki zamanaşımı tehlikesini de gözeterek, bugün Genel Kurul gündemine alınarak ön görüşme yapılması için başvuruda bulundu.

Meclis İç Tüzüğü 37. maddesine göre, vekilin sunduğu teklif komisyonda bekletildiği takdirde Genel Kurul’da ön görüşme yapılmasını isteyebiliyor.

“Ben de bu hakkımı kullandım çünkü görüşme konusunda inisiyatif alınmazsa dönemin sonuna dek görüşülmeden kadük kalma tehlikesi vardı” diyen Tanrıkulu, teklifin, sıra beklemeden görüşülmesini istediklerini ifade etti.

Tanrıkulu, “Bu talebimiz, Genel Kurul’daki AKP’li vekillerin oyuyla reddedildi. Çiçek de Meclis’in danışma kurulunda yasa teklifinin öncelikli görüşülmesini sağlayabilirdi ancak yapmadı” diye konuştu.

“Bugün teklif görüşülüp diğer prosedürler de aşılabilirdi ve teklif yasalaşabilirdi. Böylece yasa, Sivas davasına da uygulanır ve zamanaşımı durdurulabilirdi.”

Tanrıkulu, başvurularını tekrarlayacaklarını söyledi ve “Bundan sonrası AKP vekillerinin iradesine bağlı” dedi.

“İnsanlık suçu kapsamında”
2 Temmuz 1993’te 35 kişinin yakıldığı, iki saldırganın da hayatını kaybettiği Sivas katliamıyla ilgili son davanın 13 Mart’ta zamanaşımı nedeniyle düşme riski bulunuyor.

Davada yargılanan altı sanık da firari.

Davanın müdahil avukatlarından Şenal Sarıhan, bianet’e yaptığı açıklamada, sanıkların Türk Ceza Yasası’nın 146. maddesinin 3. fıkrasından yargılandıklarını ve iç hukuka göre zamanaşımından faydalanabilecek olsalar da suçun “insanlık suçu” kapsamında olması nedeniyle uluslararası hukukun işlemesi gerektiğini söylemişti.

Aranmakta olan altı sanığın bugüne kadar evlendiğini, çocuk sahibi olduğunu, çocuklarını okullara kaydettirdiklerini hatırlatan Sarıhan, bunların nasıl hala yakalanamadıklarını anlamadığını da eklemişti.

CİHANER: FAİLLERİ KİM GİZLİYORSA SORUMLUSU O
Önergenin AKP’li milletvekillerinin oyları ile reddedilmesini Focushaber’e değerlendiren CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, “Sivas Katliamında failleri kim gizliyorsa sorumlusu odur” dedi.

“AKP’nin bu tavrı bizim için sürpriz olmadı” şeklinde konuşan İlhan Cihaner; “AKP faili meçhul cinayetler konusunda da benzer yaklaşımda bulundu. Bu konuda araştırma komisyonu kurulması için verdiğimiz teklifler geri çevrildi. Hükümet bu tür olayları halkı kamplaştırmak için kullanıyor. AKP kadrolarının başka türlü bir tavır almasını beklemiyorduk. AKP’nin acıları sömürmesi ancak bu konularda çözüm üretmemesi, çok sık başvurduğu bir siyasi ahlaksızlıktır. ” dedi.

BU DAVADA ZAMANAŞIMI OLMAZ
Sivas Davasında zamanaşımı olmayacağını da savunan CHP Milletvekili Cihaner, “Davada, olayı gerçekleştiren görünürdeki bir çok sanığın yargılaması yapıldı. Firari sanıklarla ilgili arama kararları ise devam ediyor. Ancak Sivas Davasında zamanaşımı olmaz. İddia edildiği gibi bu katliamın arkasında başka bir yapılanma varsa, bu yapılanmanın ortaya çıkartılması lazım. Sivas’ta işlenen suç ‘mütemadi suç’ kapsamındadır. Kanuna göre ‘mütemadi suçlar’ zamanaşımı kapsamı dışındadır” dedi.

AVUKATLAR, MÜVEKKİLLERİNİ KURTARDI
AKP’li bazı vekillerin Sivas davasının sanıklarının avukatlığını yaptıklarını hatırlatan İlhan Cihaner, “O davanın avukatları, kendi müvekkillerini kurtardılar. AKP, çeteleri, karanlık güçleri ve katliamları aydınlatmak yerine üstünü örtüyor” şeklinde konuştu.

“AKP yargısı Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeleri uygulamıyor” diyen Cihaner, insanlığa karşı üşlenen katliam suçlarının zamanaşımına tabi olmadığını ve bunun uluslararası hukuk tarafından da garanti altına lındığını vurguladı.

AKP’NİN SAMİMİYETSİZLİĞİ ORTAYA ÇIKTI
Zamanaşımı önergesinin reddedilmesi ile AKP’nin geçmişle hesaplaşma konusundaki samimiyetsizliğinin ortaya çıktığını savunan CHP’li Cihaner, “Başbakan Dersim konusunda özür dilemediği halde medya bunu ‘özür diledi’ diye yansıttı. Başbakan o konuşmayı yaparken seçtiği sözcüklerle, vücut dili ile zaten samimi bir özür dilemekten çok uzak olduğunu göstermiştir. Diğer yandan genel başkanımıza ‘Özür dile’ çağrısı yapıyor. Sayın Kılıçdaroğlu neden özür dilesin? Mağdurun özür dilediği nerede görülmüştür? Sayın Kılıçdaroğlu Dersim olayında mağdurdur” dedi.

BAŞBAKAN’IN ADIYAMAN’DA GÖSTERİLEN HASSASİYETİ HAFİFE ALMA HAKKI YOKTUR
Adıyaman’da Alevi vatandaşların evlerinin işaretlenmesi konusunda İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına da değinen İlhan Cihaner, “Bu ülkede Maraş, Çorum ve Sivas olayları yaşanmıştır. Alevi yurttaşlarımızın bu konulardaki hassasiyetini hükümetin hafife alma şansı yoktur. Başbakan, bütün toplumun başbakanı olduğunu göstermek yerine ateşle oynuyor. Her türlü ayrışma noktasını kaşıyor ve buralardan oy devşirmeyi tercih ediyor. Bu tür konularda muhalefeti ve medyayı suçlamak bir siyasi ahlaksızlıktır” dedi.

‘AKP KATİLLERİN AVUKATI MI?’
Bugün TBMM’de Sivas katillerinin zamanaşımından yararlanmaması için CHP tarafından verilen önergenin AKP tarafından reddedilmesine ABF’den tepki geldi. ABF, “AKP’nin bu kararı, insanlığa karşı işlenmiş suçlara destek vermek anlamına gelir” dedi.

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Yönetim Kurulu tarafından yapılan “Zamanaşımı isteyen AKP katillerin avukatı mı?” başlıklı açıklama şöyle:

“AKP’nin, Sivas katliamı sanıklarının zamanaşımından yararlanmaması için CHP’lilerin verdiği yasa önerisini bugün TBMM’de reddetmesi tam bir insanlık ayıbıdır.

AKP’nin bu kararı, fiili olarak 2 Temmuz 1993 tarihinde tekbir sesleri eşliğinde “yakın ula yakın” çığlıklarına destek vermek anlamına gelir.

AKP’nin bu kararı, insanlığa karşı işlenmiş suçlara destek vermek anlamına gelir.

AKP’nin bu kararı, katliam sanıklarını mahkemelerde “avukat sıfatıyla” savunan kişilerin daha sonra AKP’de, bürokraside ve yerel yönetimlerde yükselmelerinin tesadüf olmadığı anlamına gelir.

AKP’nin bu kararı, 13 Mart 2012’de yapılacak duruşmada mahkemeye “evet Sivas sanıkları için zamanaşımı kararı al” mesajı vermek anlamına gelir.

Bu karar AKP’nin gerçek yüzünü bir kez daha göstermiştir. Sivas’ta Madımak Oteli’ni yakanları savunanların, onlara Avukatlık yapanlardan bu ülkeye demokrasi gelmez. Alevilere yönelik her gün kin ve nefret tohumları ekenlerden eşitlik ve adalet de beklenmez!

Alevi Bektaşi Federasyonu, bugünkü mecliste zamanaşımını fiili olarak onaylayan zihniyete karşı, Türk Kürt, Alevi Sünni, inancı ve etnik kimliği ne olursa olsun, insan olan ve adalet isteyen herkesi tavır almaya, en önemlisi de 13 Mart 2012 Salı günü saat 9’da Ankara Adliyesi önünde olmaya davet ediyor.

13 Mart Salı günü Ankara Adliyesi’nde yapılacak duruşma öncesi buluşalım ve katillere zamanaşımı uygulamasını engelleyelim!

İnsanlık suçu işleyenlerin cezalandırılmasını istemek için, Alevi ya da Sünni olmak gerekmez, Türk ya da Kürt olmak da gerekmez! İnsan olmak yeter!
(bianet-focushaber-soL)